Bu yazının başlığı sayın Ziya Doğan’ın maç hakkındaki yorumunu özetliyor. Bir teknik adam düşünün kendi maçını bir spor yazarı gibi yorumluyor. Sanki bu maçı yorumlayacak spor yazarı yokmuş ya da ortadaki orta oyununu göremeyeceklermiş gibi. Bir teknik adam kendi maçını başkasının maçını yorumlarmış gibi yorumluyorsa bunun iki sebebi olabilir:
(1) Ya ne yaptığını bilmez haldedir ve yaptığı tüm hamleler oyuncular tarafından yerine getirilemiyordur. Bu sebeple kafa olarak oyundan kopmuştur ve oyunun sadece genel bir yorumunu yapacak haldedir.
(2) Yada sahada yaptırdığı yanlışların farkındadır ve bunları yorumlamaya utanmaktadır çünki bu yanlışları kendide görüp önlem alamıyordur. Bu çaresizliğini gölgelemek içinde basit bir yorum yapmayı tercih etmiştir.
Sonuçta her iki sebepte bir birinden tehlikeli ve kötüdür. Beş haftayı bir puanla tamamlamış bir takım düşünün ve hala ne yaptığını bilmiyor. Lazaroni takımı çalıştırmıyordu diyelim ama hiç olmazsa tamının şablonu belli kimin ne yapacağı belli idi. Sadece oyuncuların güçleri yoktu. Zaten belkide bu yüzden Ziya hocanın gelişinin gazı ile iki maç üst üste güzel oyun çıkardılar çünki gerekli enerjiyi bu gaz ile almışlardı. Lazaroni’inin sistemi ve Ziya hocanın gazı ile takım nerede ise şaha kalkmıştı. Peki sonra ne oldu?
Ziya hoca yavaş yavaş kondisyonu daha yukarılara çekti. Iyide oldu artık takım deli danalar gibi koşuyordu. Bu arada da yavaş yavaş Ziya hocanın klasik defans oyununa dönmeye başladı takım. Bir kaç oyuncunun yerleri değişti ve sistemden eser kalmadı. Ziya hocanın sistemi başarılı olur fakat hızlı forveti olan takımlar için geçerlidir bu. Bizim ne Yattara ne de Ömer var takımda nasıl kontra atak yapacaksın ? Bu sebepledirki takım iyice çökmeden önce her maç ortalama 8-10 ofsayt ile tamalanıyordu. Bunun sebebi kontraatak yapılacak diye ortasaha ve defansın devamlı ileri top çıkarması fakat bunlar için koşacak adamlar henüz rakip ceza alanında soluklandıkları için ofsayt kaçınılmaz oluyordu. Ofsaytı çözmenin bariz yolları var ve bunu Ziya hocam nasıl bilmez yada uygulatamaz anlayamıyorum. Baktın ofsayt var topu yana oynayacaksın olmadı geriye oynayacaksın olmadı dün Gökdeniz’in yaptığı gibi çalım yapıp şansını deneyeceksin. Gökdeniz topu almış geliyor, iki Trabzonspor’lu oyuncu ofsaytta sadece bekliyorlar. Yahu bu kadar mı inançsız ve ruhsuz olunur. Hıc bir şey yapamıyorsunuz geriye koşup yardımına gidin. Inanılmaz bir durum.
Açık olan bir şey var : Bu takım Ziya hocanın takdiğini UYGULAYAMIYOR.
Peki çare ne ? Tabiki teknik adamın oyunculara uygun takdik ve çeşitlilikler üzerinde çalışması. Bunu kupa maçında deneyen Ziya hoca lig maçında yine korkunun esiri olup deneyemedi. Eğer elindeki oyuncular 3-5-2’yi yada başka modası geçtiği söylenen takdiklere uygun ise kormadan deneyeceksin ama öyle bir maç değil. Ziya hocanın kafasındaki sistem ne olursa olsun futbolcuların bunu anlamadıkları yada uygulayamadıkları çok açık.
Peki bu takımın sistemi çökmüş yada yok derken bunu neye dayandırıyoruz ?
(1) Kaleci oyunu kurarken topu nereye atacağını bilmiyor. Özellikle stresi yüksek maçlarda bu daha bariz yaşanıyor. Sakaryaspor maçının kaybedilişinin sebeplerinde biriside bu idi.
(2) Defans adamları ortasahadaki oyuncuları topla buluşturamıyor ve hep forvet hattına topu yolluyor. Baktılar bu olmayacak topu defans içinde tutuyorlar. Tabi rakip forvette saldırıp topu kapınca top kale içinde dans ediyor.
(3) Es kaza topu kapan ortasaha oyuncularının yaptığı iki şey var. Ya topu kendileri alıp gibiyorlar ya da topu geri defans hattına yada defanstan hücuma çıkan oyuncuya veriyorlar. Yani Trabzonspor’un defansı hücumu ve savunmayı forvet ile yapıyor. Ortasaha ise kendi başına defans ve hücum yapıyor (daha doğrusu ne yaptıgını bilemiyor). Sadece Marcelinho’yu ve Gökdeniz’i ayırmak lazım çünki Marcelinho yıllardır alışmış olduğu pas atma işini bırakamadığı için forvete devamlı pas çıkarmaya çalışıyor Gökdeniz ise kendi başına gidip başarılı olduğu için göze batıyor. Aslında takım iyi olsa Ziya hocanın ilk keseceği adam Gökdeniz olur çünki takım oyunu oynamıyor ama eli mahkum ayakları gardiyan misali bir şey yapamıyor. Bunu geçen dönem Yattara defans yapmıyor diye uygulayabilmişti çünki elinde her halükarda gol atabilen bir Fatih Tekke vardı.
(4) Gelelim forvete. Eldeki forvetlerden iyi bir ikili çıkmıyor çünki nerede ise hiçbirisi işine ortak istemiyor. Ikili forvet oynayınca bu o kadar sırıtıyor ki bazen aynı noktada topa yükselip birbirlerinin pozisyonunu bozuyorlar. Ersen Martin Umut’un yada başkasının her kaçırdığı golde ya kendi kendine söyleniyor yada o oyuncuya söyleniyor. Sanki o aldığı topları hep gol yapıyor ? Aslında bu takımdaki oyuncuların güvensizliklerini göstermiyor aksine en doğrusunu ben yaparım havasındaki gereksiz kendine güvenlerini gösteriyor. Güvensizlik çok tehlikeli bir alanda ortaya çıkıyor. Trabzonspor takımındaki bir kaç futbolcu hariç takımdaki oyuncular takım arkadaşlarının başarılı olabileceklerine inanmıyor. Ya da başarısızlık halinde kendilerini sorgulamak yerine diğer arkadaşlarını sorguluyor. Isterseniz bir sonraki maçta bir bakın Ersen Martin’e. Gökdeniz’e, Musampa’ya yada diğerlerine.
(5) En sonuncu belkide en önemlisi sayın Ziya hocanın artık çaresiz hamleler yapıyor olamsı. Yaptığı hamleler gerçeklere değil o anki duygusal durumuna bağlı oluyor. Bir önceki maçta 6 sol kanat oyuncusu varken sağ ayaklılardan sol kanat oyuncusu denemesi bunun en açık örneği idi. Son maçta da duran toplardaki en etkili adamı olabilecek Marcelinho’yu oyundan alışı idi. Kaldıki maç sırasında kazanılan serbest atışların birisini Marcelinho attı o da hafif fark ile dışarı çıktı. Basit bir duran top organizasyonu bile yapamıyor takım. Ne kimin vuracağı belli ne de nasıl vuracağı. Türkcell Süper Lig’te ceza sahası civarında elde edilen serbest atışlar yarı penaltıdır. Bunu görmek için Daum olmaya gerek yok.
Daha bir çok sebep sayılabilir ama kafanızı şişirmeyelim. Bunun çaresini bu yönetim, bu teknik adam ve bu futbolcular bulacak. Şu anda hiçbirisini atamadığımıza göre tavsiyelerimizi sıralayıp onlardan bunları göz önünde bulundurmaları için dua edeceğiz. Önerilerimiz neler mi ?
1. Artık bundan sonra kondisyon değil takdik çalışmalı takım. Duran topları kimin nereden kullanacağı ve o oyuncu kullanırken diğer oyuncuların ne yapacağı defalarca çalışılmalı. Kim ne derse desin bu takım toplama oyunculardan kurulu ve doğru düzgün birbirlerinin ne yapacağını bilmiyorlar. Ellerinde bir sistemde olmayında donup kalıyorlar haliyle. Ayrıca defans kaleciden topu nasıl almalı ? Ön liberolar oyuna nasıl katkı yapmalı? Forvet hattını nasıl beslemeli ? Bunlar hep çalışılmalı. Yoksa sahadaki kör döğüşü devam eder.
2. Bu takımda üç önlibero olmamalı hatta olamamalı. Şu anki kadro ile gol yemeyelim nasıl olsa atarız taktiği hayatta çalışmaz. Şu anda işleyecek takdik gol yiyelim ama bir fazlasını attığımız sürece puan bizim taktiği işlemeli. Yani 8 defansif oyuncu yerine 5 yada 6 defansif oyuncu ile oynanmalı. En fazla iki ön libero olmalı takımda hatta bunların bir tanesininde ofansif yönü iyi olmalı (mesela Symek).
3. Marcelinho ve Musampa’nın nasıl oyuncular olduklarını ya kendilerine sorun yada iki üç tane maç kasetlerini izleyin. Marcelinho’dan sol kanat oyuncusu olmaz Musampa’dan da ortasaha oyuncusu olmaz. Hele hele bu formsuzluğu ile sol kanattan başka bir yerde hiç oynayamaz. Marcelinho’yu Gökdeniz’le beraber forvetin arkasına koymak gerekir. Sol’a Musampa’yı arkasına da sağlam bir sol defans oyuncusu (Murat’ta olur Mustafa’da ama benim tercihim Murat olurdu çünki defansif yanı daha iyi). Sağ kanatta da bekte Feridun onun önünde de Musa olmalı. Musa’yı defans oynatıp köreltmeyi ve onu hedef haline getirmeyi kafam bir türlü almıyor çünki sağ defansa hem Ufukhan hemde Feridun yerleştirilebilir. Esas problem sağ kanatta. Defansın ortası Stepanov-Çağdaş yada Stepanov-Fatih fark etmez ama bu bölgeye bir alternatif daha gerekli. Onların önü en önemli bölge. Bunlarda birisi Hüseyin, Hasan, ya da Ferhat olabilir ama bunlardan ikisi burada kesinlikle olmamalı. Son maçlardaki oyuna göre bu bölgede Hüseyin kesin oynamalı ama yanına topu dağıtacak birisi olmalı. Şu anki kadroda en iyi seçenek Symek. O da olmadı genç Enis’i deneyiver gitsin. Nasıl olsa herkes öze dönmek istiyor. Ona da cesaret edemedin Ferhat’la Hasan’dan birisini koy. Ama kesinlikle ve kesinlikle üçü birden oynamamalı. Bu takıma yapılan en büyük ihanet olur.
Bunlar işin taktik ve futbol kısmı bunlara ek olarak hatta daha önemlisi bir yönetim sorunu var Trabzonspor’da. Bu konularda uzun zamandır yazmıyorum çünki şu anda yönetimin istifa etmesinin takıma zarar vereceğine olan inanıyorum. Bu yönetim aday olduğu günden transfer sezonunun sonuna kadar onlar hakkında onlarca yazı yazdım. Bir kere bu yönetim Trabzonspor’a yanlış sebepler ile geldi. Bunda yönetimin suçu kadar onlara oy veren binlerce delegeninde suçu var. Bu yönetim diğer iki rakibin toplamından daha fazla oy almıştır. Buna saygı duyup onları destekledik ama transferdeki yanlış düşüncelerini sezer sezmez onları eleştirdik. Iki yıldız sözünden tutunda diğer verdikleri sözlerin hepsini kendilerine hatırlattık. Hatta daha da ileri gibip söz vermek değil sözünü tutmaktır yiğitlik dedik ama nafile. Bazı yanlışlardan dönmeleri için kulübü milyonlarca Dolar zarar uğratmaları gerekti (mesela Lazaroni). Önce kulüpteki profesyonel kadroyu yok ettiler çünki keyfi hareketleri kısıtlanıyordu. Onları yolladıktan sonra kulüp 5 milyon YTL kasasında para varken 20 milyon YTL borclu duruma getirildi. Borsada olan hangi şirket böyle bir hareket yapar? Profesyonel yöneticiler olsa bunu yapabilirlermiydi? Bunların hepsi birer yazı konusu ama bunlar şimdi dile getirilince başarımızı istemiyorlar deyip bizleri suçladılar şimdiye kadar. Benim korkum bu yönetimin zamansız yollanması çünki bu enkazı temizlemeden giderlerse asıl zararı o zaman vermiş olacaklar. Yıl sonuna kadar bu açığı kapatmaya söz verdiler. Ilk icraatlarına bakıyorumda Istanbul’daki benzinliği satmak. Yahu bir şirket gelir getiren bir müessessini niye satar? Hemde 5-6 Milyon YTL’ye. Istanbul’da hemde adında Trabzonspor olan bir benzinlik yılda en az 2-3 milyon YTL kar etmez mi? Bırakın onu 1 Milyon YTL kar getirse bile 5-6 Milyon YTL’ye satılmaz. Anlaşılan Albayrak Holding’in Trabzon limanını kulüpten alması yetmedi başka varlıklarını da tüketmeye karar vermişler.
Dediğim gibi bunların hepsi birer yazı konusu ama bunları şimdi tartışmanın yararı yok. Bu yönetim Trabzonspor tarihinde gelmiş geçmiş en kötü yönetimlerinden birisidir. Bir kere sözlerinde durmamışlardır. Iki yıldız sözü veren başkanın Marcelinho’nun ve Musampa’nın masraflarını karşıladığını düşünürsek bu 20 milyon YTL borç nasıl olur. Üstüne üstlük 7.2 Milyon Euro (14 Milyon YTL) gibi bir rakama Fatih’ı satmışken. Bu basit hesap bile başkanın kendi cebinden bir kuruş harcamadığı ortaya çıkıyor. Ortada ne hesap var ne kitap sadece resmi sitede bir paragraflık bir haber var. O haberde sadece Marcelinho’nun bonservisini kapsıyor başka bir şeyini değil.
Peki bu taraftar ne yapmalı? Bu taraftarın takıma destek vermekten ve onları cesaretlendirmekten başka bir çaresi yok. Teknik kadroyu ve yönetimi istifaya davet etmek bir yarar sağlamaz şu aşamada. Öncelikle olağan kongreyi seçimli kongreye çevirebilmeli ve bu yönetimin kadrosunu değiştirip taze kan ile yoluna devam etmesi sağlanmalı. Yanlız şahsi olarak Trabzonspor’a artık cebinde para olduğunu söyleyip aday olan yöneticiler istemiyorum ve onların yönetime gelmemesi için elimden geleni yapacağım. Artık üyelerimizde bu oyuna gelmemeliler. Paralı başkan yerine maaşlı başkanı tercih ederim. Hiç olmazsa başkanlığı kendi işi gibi görür ve başarı için elinden geleni yapar. Zaten başarılı şirketlerde bunu yapmıyor mu şirketlerinin başına müdür (CEO) getirerek. Zaten borsada işlem gören bir şirketin bütün yetkilerinin CEO’sunda olmaması çok gariptir ve günümüz ekonomisi ile hiç bağdaşmıyor. Büyük kulüpler için başkanlarının ne kadar paralı olduğu değil kulübe ne kadar zaman ayırabildikleri önemlidir. Bugün Aziz Yıldırım örneği başarılı ise bu Aziz Yıldırım’ın FB’ye para değil zaman harcaması sebebi iledir. Demirören ve Albayrak örnekleri böyle değildir. Demirören en azından 20 Milyon YTL koyarak işe başlamıştır. Sayın Albayrak ne para ne de doğru düzgün zamanını Trabzonspor için harcamaktadır. Maç sonlarında takımı pohpohlayıcı demeçler vermekle başkan olunmayacağını o da biliyor ama sonuçta o Trabzonspor’dan alacağını alıyor. Ya Trabzonspor ne alıyor ?
Neyse kafanızı daha fazla şişirmeye gerek yok. Bu takımı yinede ayağa kaldıracak olan taraftarıdır. Bu hafta gelin bu takımın elinden tutalım. Ne olursa olsun onların arkasında olduğumuzu gösterelim. Sonuçta bu takım başarısız olsa da kalbimizdeki yeri bir milimetre oynamaz. Hadi hep beraber bu çocukların elinden tutalım. Maç boyunca gereğinden fazla destek verelim. Eğer tepki gösterilecek ise maç sonunda demokratik olarak gösterelim. Mesela maç bittikten sonra stadı belli bir süre boşaltmayabiliriz ama yakmadan ve yıkmadan her zamanki sağ duyumuzla tepki göstererek.
Sevgi ile kalın.
20 Kasım 2006 Pazartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)