Büyüklük üzerine (Daha onceki bir yazımdan alıntıdır) Gelelim son zamanlarda bazı Anadolu kulüplerinin düşünmeden konuşan başkanlarının yada aslında buyuk takımlardan birisini tutan fakat memleket icabı bu takımlar hakkında yazı yazan yazarlarının Trabzonspor’un büyüklüğü hakkında konuşmalarına. Bunlara cevap Trabzonspor’un müzesindeki kupalar yeter ama herhalde bizim yönetim kötü ev sahibi olup müzemizi konuk takım yöneticilerine iyice gezdirmediler. Neyse madem müzeyi gezdiremediler burada iki üç istatistik vermek yetecektir lakin onlar ile tartışmaya girmek Trabzonspor’u küçültür. Efendim Trabzonspor’un birinci lige çıktığı 74-75 sezonundan başlayarak üç puanlı sisteme göre alınan puanlar karşılaştırıldığında sıralama şöyle. Fenerbahçe – 2049 Galatasaray – 1995 Beşiktaş – 1935 Trabzonspor – 1912 Görüldüğü gibi dört takımında topladığı puanlar birbirine çok yakın. Birisi bir kaç sezon kötü gitse sıralama rahat değişir. Peki başkanları büyüklük hakkında konuşan takımlara bir bakalım Altay - 984 Ankaragücü - 917 Bursa - 735 Adana - 527 Gaziantepspor - 487 Göztepe - 284 Kayserispor - 228 Bu takımlardan başkanı konuşan Bursa, Ankaragücü, Gaziantep, ve Kayserispor’a baktığınız zaman amaçlarının bir haksızlığı ortaya çıkarmak değil sadece mide bulandırmak olduğunu görürsünüz kaldı ki bugünki havuz sisteminide kendileri onaylamıştır. Eğer büyüklükten dolayı ayrıcalık söz konusu ise Beşiktaş, Galatasaray ve hatta Fenerbahçe’nin de büyüklüğünü sorgulamalılar çünki rakamlara baktığımızda dört büyüklerin aralarında büyük farklılıklar yok. En büyük fark üç Istanbul takımının arkasında kocaman bir ulusal basının olması. Ulusal basın diyorum çünki Trabzon hariç her ilde onlara hizmet eden cemiyet, dernek, yada gazete var. Zaten problemin kaynağıda bu. Eğer bu konuda konuşan başkanlara bakarsanız bu Istanbul’un üç büyük takımından birisini tuttuklarını görürsünüz. Şu anda ufak bir takımın başkanlığını yaparak staj yapmaktadırlar. Sırf bu fark bile onların büyük bir takım olmalarına engeldir çünki henüz kendi kafalarında büyük olamıyorlar. Son bir istatistik ile büyüklük konusunu kapatalım. Aşağıdaki tablo dört büyük takımın ilk dört içinde kaç defa birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü olduğunu gösteriyor. Burada da arada çok büyük fark yok ve tablo bir kaç sezonda değişebilir ama bu istatistiklere ulaşabilecek başka bir takım olmadığı da çok açık. Gönül isterki Kayserispor, Gaziantepspor, ve Gençlerbirliği gibi takımlarımızda ligten düşmeyi tarihlerinden silsinler ve benzer bir istatistik yakalasınlar. Ondan sonra konuşurlarsa konuşsunlar. Takım 1. 2. 3. 4. Toplam Galatasaray 9 6 8 4 27 Fenerbahçe 9 10 5 1 25 Trabzonspor 6 7 6 5 24 Beşiktaş 7 7 4 4 22 Umarım bu istatistikler biraz olsun bazılarını uyandırır kaldıki havuz sisteminde büyüklüğe göre verilen pay başarıya göre verilen paydan çok daha azdır. Trabzonspor’un büyüklükten dolayı aldığı payı geri kalan Anadolu takımlarına bölerseniz takım başına bir kaç yüz bin dolar düşer ki bunu başarıları ile çok rahat kapatırlar. Dediğim gibi olay adalet aramak falan değil. Malesef, olayın büyük çoğunluğu gündem yaratmak geriye kalanıda çekememezlik ve kıskançlıktan ibaret. Son olarak büyüklük üzerine bir iki söz. Trabzonspor 4. büyük değildir 4 büyük takımdan birisidir. Yapılan degerlendirmeye göre ilk dört içinde yeri değişir. Trabzonspor'un 4. büyük olacağım diye hiç bir zaman derdi olmamıştır lakin böyle bir düşünce büyüklük tanımına aykırıdır.
Geçen yazımda Ziya hocamızın basından gelen eleştirileri duyduktan sonra bir kere de “acaba?” diye kendisine sormasını tavsiye etmiştim. Bu kadar çok insanın aynı şeyleri söylemesini Ziya Doğan inadı bile kaldıramaz demiştim. Kaldıramadı da. Peki ne yaptı sayın hocamız? Aslında pek bir şey yapmadı. Kadro açısından herşey aynı fakat dün dediğimiz gibi hücum oyuncusu sayısından çok onların ve diğer oyuncuların ne yaptığı önemliydi. Forvet hattı bildiğimiz gibi idi. Yattara ve Gökdeniz her zamanki güzel futbollarını sergilediler ama daha önce dediğimiz gibi onlar golcü değiller. Iki golü atan Ceyhun’da aslen golcü değil ama Yattara ve Gökdeniz’e göre topu istediği adrese daha iyi yolluyor sadece. Yani bugün ki maçta ortasaha ve hücum hattı geçen maçın ikinci yarısı gibi idi. Ondan ileri gidemediler. Beni “Ziya Doğan “acaba” mı dedi” dedirttiren nokta defans bloku ile alakalı idi. Bu bölgede oyuncular daha önceki maçlarda hep çakılı oynuyorlardı. Bu oyun sonucu toplar defanstan hücuma şişiriliyordu. Bu konuda onları şuçlayamıyordum bile çünki oyun sistemi gereği defanstan çıkamıyorlardı. Bugünki maçta Erdinç ve Risp devamlı ortasahaya yakın oynadılar. Hatta Ayman yada Hüseyin ileri çıktığında yada defansa geldiklerinde onlar ileri çıkıp ön liberoluk yaptılar. Ayrıca kenarlardaki Musa ve Celaleddin’de ileri bindirmelerde hiç tereddüt etmediler. Bu tarz oyun Ayman ve Hüseyin’e sahanın her yerinde özgürce topa basma fırsatı verdi. Böylece Hüseyin’den Zidane vari hareketler gördük ve öz güven çok yüksek noktalara çıktı. Defans bloğuna ve Hüseyin Ayman ikilisine sadece şapka çıkarılır. Tabi sonunda oyun tarzını değiştirip (en azından defans ve önliberoda) fazla defans oyuncusu ile bile hücum oynanacağını kabullenen sayın Ziya Doğan’a da şapka çıkarılır. Defans ve önliberoları beğendik ve ilerisi için ışık veriyorlar ama ortasaha ve hücum hattındaki oyuncularda hala problemler var. Çarkları beraber işletemiyorlar. Iki problem var bu bölgede. Birincisi aralarında uyum yok denecek kadar az. Ikincisi de Gökdeniz, Ceyhun ve Yattara nerede ise aynı özellikli oyuncular. Bu çözülmesi zor bir problem değil ama hayatı boyunca golü önlemek için çalışmış bir teknik adamın bunu nasıl çözeceğini hep beraber göreceğiz. Eğer bu problemin çözümünü Ceyhun’un gol atması ile çözmeyi hayal ediyorsa işimiz çok zor çünki bu her zaman bizi kurtarmaz. Yine bize yedekleri göklere çıkartıyor diyecek ama ben hala şu Cem Demir’in bu formsuz forvette oyuna nasıl sokulmadığını anlamış değilim. Hemde herkesin yakalandığı gribe yakalanmamış olmasına rağmen son 10 dakika bile oyuna alınmaması tam bir Ziya Doğan klasiğiydi. Bakalım Gaziantepspor kupa maçında oynayacak mı? Dediğim gibi oyun hala çok üst düzeyde değildi. Sadece Ceyhun’un şutları hefedini bulduğu için galibiyet geldi. Bu arada Yattara ve Gökdeniz’in hakkını yemiyelim. Ikiside çok çalıştılar ve şansları yanlarında değildi. Yanlız Umut’un bir aşırtma denemesi hariç gol tehlikesi yaratamaması düşündürücü. Gerekten çok çalışıyor ama bir türlü son vuruşları yapamıyor. Onun Cem gibi dağıtıcı bir partnere ihtiyacı var. Umut’un partneri Ersen olamaz. En azından iki forvet oynanan oyunlarda yanına biraz daha hareketli birisi konmalı ki boş alanlar bulabilsin. Herşeye rağmen Ziya Doğan hocamız sonunda inadını kırıyor galiba. En azından savunma ve ön liberoların hücuma çıkmalarını engellemedi. Bu en azından bir umut olduğunu gösterdi. Inşaallah hocamız “acaba?” sorularını sıkça sorar kendisine bundan sonra. Hakem genelde iyiydi. Sadece yan hakemin Hasagiç’in dışarı çıkmasını önlediği topu korner olarak değerlendirmesi hakikaten bir vahiy gelme olayı gibiydi. Onun haricinde ciddi bir hata yapılmadı. Tabi bunda iki takımın oyuncularının iyi niyetleride etkiliydi. Bu konuda başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Hakemlerimiz medyada hakikaten çok haksız olarak hırpalanıyorlar. Bu hafta Beşiktaş ve Fenrebahçe maçlarında ceza sahası içinde elle oynama vardı. Şimdi bu birbirine çok benzer pozisyonun birisi bir Istanbul takımın aleyhine diğeride başka bir Istanbul takımının lehineydi. Burada medyanın Istanbul takımları tarafından nasıl baskı altında tutulduğu ortaya çıkıyor. Beşiktaş’ı yazan yazarların çoğu rakip cezaalanındaki pozisyonu penaltı olarak değerlendirdi. Bu pozisyonun benzeri FB maçında oldu ve neredeyse bütün FB yazarları penaltı değil dedi. Bu basit karşılaştırma bile medyanın Anadolu takımlarına karşı nasıl bir baskı kurduğunun bir göstergesi. Kendi lehlerine olduğu zaman başka aleyhlerine olduğu zaman başka davranıyorlar ve bunu milletin gözünün içine baka baka yapıyorlar. Tabi her iki takım yazarlarından bir kaç tanesi bu değerlendirmenin dışında. Böyle bir medya baskısı altında hakemler ne yapsın. Ne yapsalar yaranamıyorlar. Istanbul takımlarına çalışmaları da bir işe yaramıyor çünki diğer Istanbul takımları ağlamaya başlıyor ve tartışma hangi Istanbul takımına daha çok iltimas geçildiği üzerine yoğunlaşıyor ki bu geldiğimiz seviyenin derinliğini gösteriyor. Anlayana… Sevgiyle kalın.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder